Ödemden bu çayla kurtulun!

Ödem kadınlarda sıkça görülen, vücutta sıvı birikimi olarak tanımlayan Dr. Gönül Ateşsaçan, ödemlerden kurtulmak için karanfil çayı önerisinde bulundu.

“Ödem kadınlarda sıkça görülen, vücutta sıvı birikimi olarak tanımlanan bir durumdur” diyen Dr.Gönül Ateşsaçan, “Vücutta anormal miktarda su toplanması olarak da tanımlanabilir. Göz kapaklarında, ellerde ve ayaklarda şişmeler olur. Yüzük takılamaz, ayakkabı giyilemez hale gelinir” dedi.

Dr. Gönül Ateşsaçan, “Deri altı dokusunda şişlik belirginse, bastırdığımız zaman içine çökme ve çukurlaşma gözleniyorsa vücutta ödem olduğu düşünebilir” diye konuştu.

VÜCUDUMUZDA ÖDEM OLDUĞUNU NASIL ANLARIZ?

Dr.Gönül Ateşsaçan, açıklamasını şöyle sürdürdü; “Deri altı dokusunda şişlik belirginse, bastırdığımız zaman içine çökme ve çukurlaşma gözleniyorsa vücutta ödem olduğu düşünebilir. Bu durumda mutlaka doktora başvurulmalı, gereken tahlil ve tetkikler yaptırılmalı. Eğer, tetkikler sonucunda ödem ciddi bir hastalık nedeni değilse, idiyopatik (nedeni bilinmeyen) ödem olarak adlandırılır.

ÖDEM RİSKİNİ AZALTMAK İÇİN NASIL BESLENMELİ?

İdeal kiloya inmelisiniz; Düzenli olarak su tüketmelisiniz; Tuzu mutlaka azaltmalısınız; Karbonhidratlı yiyeceklerden uzak durmalısınız; Posalı beslenmeye özen göstermelisiniz; Alkol ve asitli içecekleri ise tüketmemelisiniz.”
Dr.Gönül Ateşsaçan ödemlerden ve toksinlerden kurtulmanız için size özel bir tarif verdi; İşte size ödem söktürücü içeceğin tarifi:

MALZEMELER; 2 bardak su, 1 tutam mısır püskülü, 1 tutam kiraz sapı , 5-6 sap maydonoz , yarım tatlı kaşığı ya da 1 poşet yeşil çay, 2 adet karanfil.

HAZIRLANIŞI; Kaynayan suyun içine tüm malzemeleri koyup 4 dk beklettikten sonra süzün. Karışım ılık hale gelince tüketebilirsiniz. Dilerseniz buz da ilave edebilirsiniz.

Hem sağlıklı hem de keyifli ara öğün tavsiyeleri

Ara öğün alışkanlığı, dengeli ve sağlıklı beslenmenin yanı sıra kilo kontrolü için de son derece önemlidir. İşte hem sağlıklı hem de keyifli ara öğün önerileri…

Özellikle son günlerde ara öğün konusunda farklı görüşlerin dile getirildiğine işaret eden Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Eda Ağıllı, “Beslenme ve diyetetik uzmanlarına kulak vererek, ara öğünden korkmayın”uyarısında bulundu.

İHA’nın haberine göre, kaliteli bir yaşam yolunda sağlıklı beslenmenin ilk ve vazgeçilmez kuralının ana ve ara öğünler olduğunu belirten Ağıllı, “Ana öğünler konusunda hemen hemen herkes hemfikirken, ara öğünler son zamanların en tartışmalı ve bilgi kirliliğinin en fazla olduğu konu. Beslenme ve diyetetik uzmanlarına kulak vererek ara öğünden korkmayın.

Çünkü ara öğünler metabolizmayı hızlandırdığı için ideal ağırlığın korunmasını kolaylaştırır, kan şekerini dengeler ve ana öğünde iştah kontrolü sağlar. Ara öğünler, açlık hissini ortadan kaldırdığı için zayıflama diyetlerinin kurtarıcı öğünleridir. Sindirim sistemini rahatlatır, mide ve bağırsak şikayetlerinden kurtulmanızı sağlar” dedi.

Tüketilen besinler de önemli

Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Eda Ağıllı, ara öğün kadar, bu öğünde tüketilen besinlerin de önemi bulunduğunu ifade etti. Ağıllı, iyi bir ara öğün için nelere dikkat etmeniz gerektiğini ise şöyle açıkladı:

“Öncelikle ara öğününüz ana öğünlerden ortalama 2-3 saat sonra olmalıdır. Abur cubur besinler, yağlı ve şekerci yiyeceklerden uzak durun. Her öğünde olduğu gibi ara öğünlerde de porsiyon kontrolünü elden bırakmayın, fazla kalorilerden kaçının. Ara öğünün 100-200 kkal aralığında olmasını sağlayın. Gün içinde uzun bir ara olarak geçirdiğiniz öğle ve akşam yemeği arasında mutlaka bir ara öğün yapın. 5 çayı keyfini sağlıklı bir formatta alışkanlık haline getirin.”

Çok acıkanlara ara öğün önerileri

Eda Ağıllı, sağlıklı bir ara öğün için alternatifleri de şöyle sıraladı:

“Çok acıkanlar için 5 değişik ara öğün seçeneği sunabilirim. Birincisi 80 gram light kaşar peynir ve 2 dilim light tahıllı ekmek ile tost, şekersiz bitki çayı. İkincisi 125 gram light yoğurt, 2 yemek kaşığı yulaf ezmesi, 100 gram taze meyve, 1 tatlı kaşığı tarçın. Üçüncüsü 1/2 adet simit, 2 adet light üçgen peynir, domates, salatalık, yeşillik 4. 150 ml kefir ve 200 gram taze meyve (örneğin çilek) blenderdan geçirip tüketebilirsiniz. Beşincisi ise 1 kase sebze çorba, 200 ml ayran, 1 kase salata (yağsız).”

Keyifli ara öğünler

Ağıllı, keyifli ara öğün isteyenler için de ideal seçenekleri sıralayarak, “200 ml light süt ile neskafe ve 20 gram bitter çikolata, 200 ml ayran, 2 adet kepekli galeta, çay bardağı leblebi ve kuru üzüm karışımı ve 5 adet kuru kayısı/erik ve 10 adet badem olabilir” dedi.

Şifa Deposu Dereotu Metabolizmayı Hızlandırıyor

İnsan sağlığına fazlasıyla faydalı olan dereotu, metabolizmayı hızlandırarak ödem atmamızı kolaylaştırır.

Dereotu, kilo kaybını hızlandıran ve bu dönemde kullanılması sıklıkla önerilen bir bitkidir.

Dereotu, maydanozgiller ailesinden ve koyu yeşil ipliksi yaprakları olan kokulu bir bitkidir. Nemli toprakları sever ve çoğunlukla sonbaharda toplanır. Tat ve aroma vermesi için salata veyemeklerde kullanılır.Özellikle Türk mutfağında önemli bir yeri olan tarhana çorbası ve cacık bu yemeklerin başında gelir.

Dereotu ayrıca sağlığa da oldukça yararlı bir bitkidir; sindirimi kolaylaştırır, ağız kokusunu giderir, uykuyu düzenler, sinir zafiyetini giderir. Aynı zamanda çocuklarda oluşan kolik ağrılarına iyi gelir ve anne sütünü çoğaltır. Ancak hamilelik döneminde kullanılmaması gerekir, aybaşı kanamalarını artırdığı gibi gebelerde düşüğe neden olabilir.

Tüm bu faydaların yanında dereotunun önemli bir diğer özelliği de kilo verme süreci ve tiroid hormonları üzerindeki olumlu etkisidir. Dereotu tiroidnodüllerinin ufalmasını sağlar, ayrıca tiroid üzerindeki dengeleyici etkisi ilehipotiroid(tiroidin yavaş çalışması) veya hipertiroid (tiroidin hızlı çalışması) üzerinde olumlu etki gösterir. Kilo durumu tiroid ile bağlantılı olabildiğinden, tüm bunlara bağlı olarak dereotu kilo kontrolünde de oldukça etkilidir. Aynı zamanda ödem sökücü özelliğiyle vücuttaki fazla suyun atılmasını da sağlar. Antiseptik özelliği ile ishalin tedavisine yardımcı olur, kalsiyum yönünden oldukça zengindir ve kansere karşı koruyucu etkisi vardır.

Kabızlığa iyi gelen yiyecekler

Kabızlık ile ilgili sorununuzun üstesinden nasıl geleceğinizi ve hangi besinleri nasıl tüketeceğinizi bilmek istiyorsanız yazımızı mutlaka okumalısınız.

Kabızlık daha çok sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam şekli ve öğünleri atlamakla alakalı bir sorundur. Sorunun üstesinden gelmek için hemen ilaçlara başvurmayın. Çünkü erik, elma, ıspanak, pırasa, lahana, incir, kayısı, üzüm, zeytinyağı ve sinameki gibi besin maddeleri kabızlık problemini ortadan kaldırmada oldukça etkilidir.

İşte, kabızlığa iyi gelen yiyecekler ve ne şekilde tüketileceği;
Kayısı: Yemeklerden sonra yaş kayısı tükettiğinizde sindirime yardımcı olursunuz. Çok fazla yendiğinde ishal yapabilir, ancak bu açıdan da kabızlığı önlemede ve gidermede önemli bir yeri var. Kayısıyı nasıl tüketmemiz gerekiyor diyorsanız; Güneşte kurtulmuş aşı kayısıları süt ile birlikte kaynatıp içerseniz oldukça iyi sonuç alabilirsiniz. Diğer bir tüketme şekli de, 5 tane kuru kayısıyı sıcak suyun içinde 1-2 saat kadar bekletip, gece yatmadan evvel bunları yerseniz ve de bunu 3 hafta kadar uygulamaya devam ederseniz bağırsaklarınızı düzene sokarsınız.

İncir: Bağırsaklardaki toksik maddelerin atılmasında ve kabızlığın giderilmesinde etkili olan incir, başka meyve ve sebzelere nazaran en yüksek lif içeriği olan meyvedir. Kabızlığa karşı taze incir tüketebileceğiniz gibi, kuru incir de tüketebilirsiniz. Kuru incirleri akşamdan suya koyarak sabaha kadar bekletin, aç karnına yiyerek bağırsak faaliyetlerinizi çoğaltabilirsiniz. İlaveten 5 tane kuru inciri bir bardak suda bir gece boyu bekletin. Sabah aç karnına bu inciri yiyip üzerine de beklettiğiniz suyu içerseniz kabızlığa karşı etkili olduğunu görebilirsiniz. Haftada birkaç defa uygulamanız gereken bu yöntem şeker hastaları için kesinlikle uygun değil.

Erik: Potasyum, magnezyum, demir, fosfor mineralleri ile A.C ve B vitaminleri bakımından oldukça zengin bir meyvedir. Kabızlık problemine karşı birebir etkili olan erik, mükemmel bir idrar söktürücü olup aynı zamanda sindirim sistemini çalıştırmakta ve hazmı kolaylaştırmaktadır. Eriği komposto olarak tüketirseniz ve bunu düzenli şekilde yaparsanız, bağırsakları çok iyi çalıştırır. Şayet kurutulmuş erik kullanacaksanız, erikleri akşam suya yatırıp sabah aç karnına içerseniz kabızlığa karşı faydasını görebilirsiniz.

Üzüm: Özellikle kuru üzüm kabızlığa karşı birebir etkilidir. Üzüm çekirdekleri ile birlikte yaş olarak tüketilse bile mideye zarar vermez, sindirimi hızlandırır ve bağırsak sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olur. 10 gr kadar kuru üzümü bir su bardağı kadar kaynar suyun içine ekleyin ve 10 dk. kaynadıktan sonra için. Her gün üç bardak tüketirseniz kabızlık sorununuza iyi gelecektir.

Elma: Lif yönünden en zengin gıdalardan biri olan elma, sindirim sisteminde bağırsak hareketlerini tetiklemekte ve hızlandırmaktadır. Elmayı kabuklu olarak yemeyi alışkanlık haline getirmelisiniz ki, çünkü lif kabukta daha fazla bulunmaktadır. Yemeklerden önce yiyeceğiniz elma kabızlık problemi için çok daha etkili olacaktır.
kabızlığa karşı önlemler

Ispanak: Vitamin ve mineral bakımından oldukça zengin olan ıspanak, vücut için gerekli olduğu kadar hazmı kolaylaştırmakta ve kabızlığı önlemektedir. Çiğ şekilde salata yapılarak tüketildiği zaman çok iyi bir lif kaynağı olan ıspanağı dilerseniz yemeğini yaparak da tüketebilirsiniz. Ayrıca, ıspanağı kaynattıktan sonra bal ile tatlandırıp içerseniz kabızlığa karşı etkili olur.

Lahana: Diğer bir lifli besin kaynağı da lahanadır. Hazmı kolaylaştıran lahana aynı zamanda kabızlığı önlemede de yardımcı olmaktadır. Lahanayı haşlayıp bal ile tatlandırdıktan sonra, suyunu sabahları aç karnına, öğlen ve gece yatmadan evvel birer su bardağı içebilirsiniz. Bunun yanında 10 tane lahana yaprağını kaynattıktan sonraılıdıktan sonra her gün 2-3 su bardağı kadar içerseniz kabızlık sorununuzu giderebilirsiniz.

Pırasa: Mide ve bağırsak ile ilgili yaşanan sorunlarda oldukça etkili olan pırasa, bol vitamin ve mineral kaynağı bir gıdadır. İster zeytinyağlı ister pirinçle pişirilsin, bağırsakların faaliyetlerini düzenlemekte ve kabızlığa karşı etkili olmaktadır. Yalnız haftada 3-4 kez pırasa tüketirseniz geçerli.

Sinameki: Bu besin içeriğindeki glikozit ve antrachinon türevleri sayesinde müshil etkisi görmektedir. Kabızlığa karşı kısa süreli kullanılabilecek sinameki, en çok 10 gün süre ile kullanılmalıdır. Bu süreden daha fazla devam edilirse bağırsaklarınızın tahriş olmasına neden olabildiği gibi karın ağrısı ve gaz da yapabilmektedir. Bunun önüne geçebilmek için de rezene ile birlikte karıştırılarak tüketilmesi önerilmektedir.

Zeytinyağı: Kabızlık sorununa iyi geldiği gibi, birçok hastalığa karşı da çok iyi gelmektedir. Ülser ve gastrit gibi hastalıklara karşı koruma sağlayan zeytinyağı, hazmı kolaylaştırıcı özelliği sayesinde besinlerin bağırsaklar marifetiyle çok daha kolay emilmesini sağlamakta, bağırsaklardan yiyecek geçişlerini kolaylaştırarak kabızlığı önlemektedir. Sabahları aç karnına 1-2 çorba kaşığı zeytinyağını sade ya da suyla karıştırarak içerseniz basit kronik kabızlığa iyi gelmektedir.

Kabaklı Mücver Tarifi

Kabağın en güzel formlarından biri olan mücveri bu tarifle yapmak çok kolay.

Malzemeler;
– 3 tane orta boy kabak
– 1 tane kuru soğan
– 1 tutam maydonoz
– 3 tane yumurta
– 2 tane taze soğan
– 4 yemek kaşığı un
– Yarım çay kaşığı karbonat
– 1 tutam pul biber
– 1 tutam tuz
– 2-3 çorba kaşığı sıvı yağ
Hazırlanışı;
– Kabakları iyice yıkadıktan sonra kabuğunu soymadan rendeleyebilirsiniz. Rendelenen kabakların suyunu iyice süzüp bir kaba koyun.
– Yumurtaları kırın, yeşillikleri ince ince doğrayın, baharatlarla birlikte unu kabağın üzerine ekleyin. Kıvamına göre unun miktarını artırabilirsiniz.
– Sonra karbonatı ekleyin ve güzelce karışmasını sağlayın.
– Bu sırada başka bir tavada sıvı yağı ısıtın.
– Karışımı kaşık yardımıyla alın ve yayık köfte şekli vererek tavaya koyun.
– Orta ateşte iki tarafı da kızarana kadar çevirerek pişirin ve yanında sarımsaklı yoğurtla servis edebilirsiniz!

Gece yeme sendromu

“Gece zor uykuya dalıyorum ve sürekli uyanıyorum. Uyandıkça da buzdolabına saldırıyorum ve ne varsa yiyorum. Sürekli kio alıyorum. Ne yapmalıyım?”

‘Gece zor uykuya dalıyorum ve sürekli uyanıyorum. Uyandıkça da buzdolabına saldırıyorum ve ne varsa yiyorum. Sürekli kio alıyorum. Ne yapmalıyım?’ Bu sorun sadece bir dönem, birkaç gün ortaya çıkıyor gibi gözükse de, gün içindeki besin tüketimini etkiliyor ve kilo artışıyla büyük bir soruna dönüşüyorsa, kısa sürse de bunu sık sık tekrarlamaya başladıysanız, çözüm bulmanın zamanı geldi demektir. ‘Çok sık değil nasıl olsa’ diye ertelemeyin.

gece yeme 3Neden olabilir?

Gece yeme sendromu, kalori alımını ciddi derecede artıran ve birçok nedeni olabilen bir yeme bozukluğudur. Hormonal ve psikolojik sorunlar da bu durumun ortaya çıkmasına neden olabilir. Tam olarak nedeni bilinmiyor ama genelde ensülin direncinin çok yüksek olduğu, hipogliseminin olduğu kişilerde görülüyor. Genelde sıkıntılı, stresli bir dönemden geçerken gece uyanmalar artıyor.

Eğer

Günlük besin alımının %50’sini ve fazlasını akşam yemekten sonra tüketiyorsanız,
Sabah aç uyanmıyorsanız,
Uyku sorunlarınız varsa,
Gece uyandığınızda bir şeyler tüketiyorsanız,
Tatlı ihtiyacınız artıyorsa,
Bu durum sürekli olmasa da dönem dönem oluyorsa,
Çok hızlı ve çok fazla besin tüketebiliyorsanız

Kime başvurmak gerekiyor?

Bu durumda bir dahiliye uzmanı ve psikiyatrdan yardım almak şarttır. Bu kontrolden sonra diyetisyen yardımıyla kalori alımını yavaş yavaş, en azından kilo artışını durduracak şekilde ayarlayabilirsiniz. Zayıflama diyetine geçiş yaparken, mutlaka yavaş ve kalıcı kilo kaybını sağlamak sizin durumunuzda biri için çok önemlidir. Bunun tam tersine çok hızlı zayıflayıp aldığınız tüm kilolardan kurtulmak isterseniz, bu dönemde gün içindeki enerji alımınızı çok hızlı düşürdüğünüz için gece yine uyanabilir yine kendinizi yemek yerken bulabilirsiniz.

gee yeme 2Mutfak kapısını kilitlemek çözmüyor!

Bununla ilgili eşinizden, ailenizden destek almanız gerekebilir. Bir görüşme sırasında hastanın eşi gece yatarken mutfak kapısını kilitlediğinden bahsetmişti. Bu bazen kısa süreli çözüm sağlayabilir ama sorunu ortadan kaldırmaz. Eğer siz buna rağmen evde yiyecek arıyor ve bir süre sonra evin farklı yerlerine yiyecek saklamaya başladıysanız bu tehlike artıyor demektir. Aman dikkat! Psikologla bir süre çalışmak problemi çözmenizde size çok büyük fayda sağlayacaktır.

Gün içindeki stres gece uyandırıyor

Bazı kişiler ki bu kişiler daha çok psikolojik sorun yaşayanlar oluyor, gece uyandığında buzdolabının başına gittiğini hatırlasa da ne yediğini hatırlamıyor. Vücudumuzun dinlendiği bu saatlerde ona yüklüce bir miktarda karbonhidrat verip uyumaya devam etmek elbette bir süre sonra sağlık problemlerini ortaya çıkarıyor. Bu kişilerde şeker sorunları, tansiyon sorunları görülebiliyor. Eğer siz de böyle bir problem yaşıyorsanız çok gecikmeden bir randevu alın derim.

İyi bir güneş kreminin özellikleri nasıl olmalıdır?

Yazın yaklaştığı ve güneşin etkisini fazlasıyla hissettirmeye başladığı şu günlerde, gelin bu gerçekleri masaya yatıralım ve korunma yollarına bakalım…

Güneşin cildimize ve genel sağlığımıza verdiği zarar çok fazla. Sadece cilt kanserlerine yol açması değil, cildi yaşlandırması da olumsuz etkileri arasında.

Deri kanseri gelişiminde en önemli faktörün güneş ışınlarına aşırı derecede maruz kalmak olduğu uzun yıllardır bilinen bir gerçek. Sürekli güneşe maruz kalmak uzun zaman içinde bazal hücreli ve skuamöz hücreli deri kanserlerine yol açarken, aralıklı ama özellikle yanık oluşturacak derecede yoğun güneş ışınına maruziyet ‘ben kanseri’ olarak bilinen melanom gelişiminden sorumlu tutuluyor.

Acıbadem Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yasemin Saray, “Melanom dışı deri kanserleri dünyada en sık görülen kanser türü olup yılda yaklaşık 1 milyon civarında yeni olgu tespit ediliyor. Yaşam süresince bazal hücreli karsinom (BHK) gelişme riski yüzde 30 olarak bildirilirken, skuamöz hücreli karsinom için yüzde 10 civarında bir risk söz konusu” diyor.

Cildi yaşlandırıyor

Son yıllarda sık tatile gitme ve solaryuma girme gibi değişen sosyal eğilimlerle birlikte giyinme alışkanlıklarının da değişmesi, güneş ışınlarına maruz kalınma oranının artmasına ve güneşe bağlı gelişen deri kanserleriyle daha çok karşılaşmamıza yol açıyor. Bu artışın bir diğer nedeninin de ozon tabakasının incelmesiyle dünya yüzeyine ulaşabilen zararlı güneş ışınlarının artması olduğuna dikkat çekiliyor. Güneş ışınlarının zararlarına açık olmak, deri kanserlerine neden olmasının dışında cildimizin normalden önce yaşlanmasının da en önemli nedeni olarak gösteriliyor.

 

Aşırı güneş ışığına maruz kalmanın olası sonuçları şöyle sıralanıyor:

■  Lekeler oluşabilir

■ Güneş yanıkları gelişebilir.

■ Deriniz normalden erken yaşlanabilir.

■ Cildinizde lekeler oluşabilir.

■ Deride kuruma, kalınlaşma, sarı, opak ve mat bir görünüm meydana gelir.

■ İnce kırışıklık ve çizgilenmeler artar.

■ Deriye ait bağışıklık sistemi zayıflar.

■ Deri kanserlerine zemin hazırlanır.

 

Bu kişilerin riski fazla…

■ Açık tenli, yeşil gözlü, kızıl-sarı saçlı, çilli veya kolaylıkla güneş yanığı gelişebilen

cilt tipine sahip kişiler.

■ Ciltleri erişkinlere göre güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı çok daha korunmasız olan çocuklar.

■ Uzun süre veya aralıklı olarak yoğun güneş ışığına maruz kalmış kişiler.

■ Çocukluğunda cildi su toplayacak şekilde güneş yanığı geçirmiş olanlar.

■ Ailesinde cilt kanseri olan kişiler. (Normal popülasyona göre 2 kat fazla risk taşırlar.)

■ Anormal görünümlü ve çok sayıda beni olanlar.

■ Güneşli iklim bölgelerinde yaşayanlar.

■ Çiftçiler ve denizciler gibi açık havada çalışanlar.

Güneş Kreminiz hem UVB hem UVA içermeli

DOÇ. Dr. Yasemin Saray, “İdeal bir güneşten koruyucunun 2 temel özelliği hem UVB hem de UVA ışınlarından koruması ve kozmetik olarak kabul edilebilir bir yapıya sahip olmasıdır” diyor.

İyi bir güneş kreminin özellikleri şöyle sıralanıyor:

■ Etiketinin üzerinde ‘geniş spektrumlu’ ibaresi bulunan ve koruma faktörü (SPF) 30 veya üzerinde olan kremler kullanılmalıdır.

■ Suya, terlemeye dayanıklı olmalıdır.

■ Kaşıntı, kızarıklık, yanma gibi sorunlara yol açmamalı, yağlanma ve komedon gelişimi yaratmamalıdır.

■ Cilt yüzeyinde opak-beyaz görünüm oluşturmamalıdır.

■ Güneşe çıkmadan 20-30 dakika önce sürülmeli ve en az 2 saat sonra tekrar uygulanmalıdır.

Yağlı ciltliler jel veya losyon krem seçmeli

Güneş koruyucu kremin, cilt tipine ve yaşa uygun seçilmesi gerekiyor. Cildi kuru olanlar kremleri, yağlı olanlar jel-losyon formunda yağsız ve su bazlı ürünleri, alerjik ciltlerse mineral formdaki ürünleri tercih etmeli. Sivilceli cildi olanlar için gözeneklerde tıkanmaya yol açmayan formlar, çocuk ve gebeler için kimyasal içermeyen fiziksel filtreler, yaşlılar için yoğun ve krem formunda olan ürünler gerekiyor.

Güneşlenirken bunlara dikkat!

Cilt sağlığı açısından önerilebilecek hiçbir güneşlenme şekli bulunmuyor.

Buna karşın “Mutlaka güneşleneceğim” diyenlere şunlar öneriliyor:

■ Güneş ışınlarının en dik olduğu 10.00-16.00 saatleri arasında (cilde en çok zarar veren saatler) güneşlenmekten kaçınılmalıdır.

■ Güneş ışığı erken katarakt gelişmesine yol açan önemli bir etken olduğu için sadece cildin değil, gözün de bu ışınlardan korunmasına özen göstermek gerekiyor. Bu nedenle mutlaka ultraviyole ışınlarından koruyucu özeliği olan bir güneş gözlüğü kullanılması önerilmektedir.

■ Cilde sürülen deodoran, kolonya veya parfüm gibi bazı kozmetikler güneşin de etkisiyle uygulandıkları bölgede leke oluşumuna yol açtıkları için, bu tür ürünler cilde asla sürülmemelidir.

■ Başta bazı antibiyotik ve ağrı kesiciler olmak üzere kullanılan ilaçların cildin güneşe karşı hassasiyetini artırabileceği, güneş alerjisi ve güneş yanıklarına yol açabileceği unutulmamalıdır.

Kaynak:HThayat

Kasık ağrısı neden olur

Sabahları ya da aktivite başlangıcında kasık bölgenizde katılık ve ağrı varsa bu yazıyı mutlaka okumalısınız.

Sağlıklı yaşam, egzersiz ve sporun önemi her geçen gün vurgulandıkça spor salonlarına ve spor aletlerine olan ilgi de o kadar artıyor. Doğru yapılan sporla vücudunuzda harikalar yaratırken, yanlış ya da kontrolsüz yapılan spor ise ciddi yaralanmalara sebep oluyor.

Koşma, futbol, yüzme, binicilik, jimnastik gibi sporlarda en çok kullanılan kaslar bacak içi kas grubudur. Tekrarlı hareketler ve zorlayıcı stresler bacak içinde, kasığa yakın kasların ve özellikle tendonların yaralanmasına neden olur. ‘Adduktor tendinit’ diğer adıyla ‘kasık ağrısı’aşırı spor veya kontrolsüz hareketler sonucu oluşan bir yaralanmadır.

Sabahları kasık bölgesindeki katılık ve ağrı, aktivite başlangıcında kasıkta oluşan ağrı en tipik bulgulardır. Yürüyüş sırasında kasıkta çekme ve zorlanma hissi, hatta yürüyüşe engel olabilen keskin ve batıcı ağrılar olabilir. Aynı zamanda yaralanan tendona dokunulduğunda hassasiyet vardır.

Peki, kasık ağrısı neden oluşur?  Okan Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, kasık ağrısının nedenleri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi.

Zorlama ve aşırı kullanma sonucu gelişir

“Kasık bölgesindeki ağrı sadece ortopedik bir yaralanma olarak düşünülmemelidir. Mutlaka ilgili bölümlerde muayene olunması gerekmektedir. Diğer hastalıklar elendikten sonra yapılan ortopedik muayene patolojinin teşhis edilmesini kolaylaştırır.

Kasık bölgesindeki ağrı ve yaralanma en sık zorlama ve aşırı kullanma sonucu gelişir. Yeterince germe ve ısınma yapılmaması, kontrolsüz yapılan germe ve kuvvetlendirme egzersizleri tendonun aşırı yüklenmesine, sonuç olarak iltihabi bir reaksiyon açığa çıkarmasına neden olur.

Bağdaş kuramayanlar

Bazı kişilerde bacak içi kasları kısadır. Bu kas grubu kısa olan kişiler sıklıkla bağdaş kuramamaktan ve yere oturamamaktan şikâyet ederler. Fizyolojik olarak kısa olan kasların dolaşımı ve beslenmesi düzgün değildir ve yeterli kuvvete sahip değildir. Bu da kasları yaralanmaya açık hale getirir.

Bacağınızdaki kısalık 1 cm’den fazlaysa

Sağ ve sol bacaklar arasındaki uzunluk farkı ise sıklıkla gözden kaçırılan ve kasık ağrısına yol açan bir diğer faktördür. İnsan vücudu bacaklar arasındaki uzunluk farkını 1 cm’ye kadar herhangi bir problem ortaya çıkmadan tolere edebilir. Ancak patolojik durumlarda ve 1 cm’den fazla olan fark da kalça ve bacak çevresi kaslardaki yük dağılımı dengesi bozulur. Tendonlara aşırı yük biner.

Dinlenmelisiniz

Kasık ağrısı tedavisinde ise en önemli unsur dinlenmektir. Yaralanma mekanizmasının aşırı kullanım ve zorlanmaya bağlı olduğu göz önünde bulundurulduğunda tendonu ve kası korumak, dinlendirmek önceliklidir. Dinlenmeyle birlikte hemen buz uygulamasına başlanmalıdır. Gün içinde 2 saatte bir 20 dakika yapılan buz tendondaki şişliğin ve inflamasyonun (iltihabın) azalmasını sağlar.

Manuel terapi uygulayın

Manuel Terapi uygulamaları ile gergin ve yapışık kas lifleri birbirinden ayrılır. Tendondaki inflamasyon ise friksiyon adı verilen özel bir teknikle dağıtılır. Ödemin ve inflamasyonun azalması, manuel terapi ile dolaşım artması iyileşme sürecini hızlandırır. Tedaviye başladıktan birkaç gün sonra ağrısız tam hareket sağlanır. Egzersizlerle desteklenen tedavi programı ile  birkaç hafta içinde iyileşme sağlanır.”

Filizlenen sarımsak yenir mi?

Mutfakta uzun süre durduğunda filizlenen sarımsakları genelikle yenmeyeceği düşüncesiyle çöpe atıyoruz. Ancak filizlenen sarımsak aslında çok daha faydalı.

Filizlenen sarımsaklardaki antioksidan miktarı filizlenmemişe göre daha fazladır.

Filizlenen sarımsaklar insanlar için oldukça faydalı kimyasallar üretir. Sarımsak ne kadar olgunlaşırsa içerisindeki antioksidan miktarı da o kadar artar.

Sarımsak,damar tıkanıklığından kulak enfeksiyonlarına kadar pek çok rahatsızlığa iyi gelir. Yaşlanma sürecini kısalttığı bilinmektedir. Filizlenen sarımsağın virüsleri önleyerek kanseri engellediği belirtilmektedir.

Filizlenmiş sarımsak damarlarda tıkanıklığı önler ve kalp rahatsızlıkları riskini azaltır.

Evde sarımsak nasıl filizlendirilir?

Bir kabın içerisine az miktarda su koyun. Sarımsağı suya hafifçe değecek şekilde kabın içerisine koyun ve cam önüne yerleştirin. 1 hafta kadar bir sürede filizlendiğini göreceksiniz.

Karaciğeri Yenileyen Detoks Çayı – Karaciğerdeki Zararlı Toksinleri Temizliyor

Zerdeçal Çayının Faydaları

👉 Vücudu temizler
👉 Bağışıklığı güçlendirir
👉 Karaciğer dokularını korur
👉 Kanı temizler
👉 Öksürük ve soğuk algınlığı semptomlarını azaltır
👉 Kan dolaşımını destekler
👉 Cildi güzelleştirir
👉 Kan pıhtılarını önler
👉 Kötü kolesterolü düşürür
👉 İltihaplara iyi gelir
👉 Safra salgılanmasını arttırır

Karaciğer temizleyen zerdeçal çayı
Malzemeler: – 4 tatlı kaşığı zerdeçal – 2 tatlı kaşığı zencefil – 1 tatlı kaşığı tarçın – Bir tutam karabiber – 1 tatlı kaşığı vanilya – 2 tatlı kaşığı bal – Yarım bardak hindistan cevizi sütü – Sıcak su

Hazırlanışı: Bardağın yarısını sıcak suyla doldurunç İçine zerdeçal ve zencefili ekleyip 15 dakika bekletin. Ardından tarçın, karabiber, vanilya ve bal ekleyin.
Bardağın kalanını hindistancevizi sütü ile doldurun.