Havalar soğudu dikkat!

Tıbbi ve Aromatik Bitkiler uzmanı Sevil Gülsoy, kış aylarında bilinçsiz tüketilen antibiyotiklere dikkat çekerek, ‘Hastalıklara karşı sizleri korumaya yardımcı olacak doğal ve bitkisel çözüm ise; Zencefil-Bal-Portakal-Tarçın karışımıdır’ dedi.

Soğuk havalarda doğal çözüm için Aksuvital Tıbbi ve Aromatik Bitkiler uzmanı Sevil Gülsoy, “Vücudumuzun bağışıklık sistemini güçlendirecek ve aynı zamanda bu hava koşullarında hastalıklara karşı sizleri korumaya yardımcı olacak doğal ve bitkisel çözüm ise; Zencefil, Bal, Portakal,Tarçın karışımıdır. Hastalanmadan önce önleyici takviye olarak tüketebileceğiniz macun kıvamında ki zencefilli karışım. Özellikle bal ve zencefil, steroid olmayan antienflamatuar ilaçlar gibi çalışması sebebi ile enfeksiyonların rahatlamasına yardımcıdır. Zencefil bitkisinin içinde bulunana E ve B6 vitaminlerinin yanı sıra Zencefilde bulunan “gingerol” güçlü bir iltihap önleyicidir. Vücut ısısını yükselten zencefil grip sırasında sağlıklı terlemeyi sağlayarak hastalığın vücuttan daha kısa sürede atılmasına yardımcı olur. Balın vermiş olduğu sayısız Vital faydanın yanına , portakalın içinde ki yüksek C vitamini ve tarçın bitkisinin antiseptik özelliği de eklediğinizde, oluşan zencefilli karışımınız sizlere kış boyunca doğal bir destek sunacaktır” ifadelerini kullandı.

Gülsoy, önleyici takviye olarak hastalık öncesi yemekten önce günde 1 kaşık macun formundaki zencefil, bal, portakal ve tarcın karışımının bağışıklık sistemini güçlendireceğini vurgulayarak, “Hastalık sırasında ise tüketeceğiniz 2 kaşık karışım rahatsızlığınızın giderilmesine doğal destek sunacaktır. Bebeklerin ve şeker içerdiği için diyabet hastaları kullanmamalıdır.

Uzakdoğu ve Hindistan ‘da yayın olarak şifa amaçlı kullanılan zencefilli karışımlar. Doğal ve içerik olarak daha çok zenginleştirilmiş halde de ülkemizde, zencefili bitkisel karışım olarak marketlerde rahatlıkla bulunmaktadır” dedi.

Kaynak: Sabah.com.tr

Ödem ve şişkinliği yok eden 8 yiyecek

Ödem ve şişkinliği yok eden 8 yiyecek ile bu sorunlarınıza son verebilirsiniz. Ödem ve şişkinlik insanı rahatsız eden ve sıkıntıya sokan bir durumdur. Size önereceğimiz yiyeceklerle bu sorunun üstesinden gelebilirsiniz.

Maydanoz
Sabahları tüketilen yarım kase maydanoz en etkili besinlerden biridir.

Nar ya da nar suyu
Taze nardan sıkılmış nar suyu, ödem attırıcı etkiye sahip. Fakat şeker hastalarının nar suyunu hangi oranda tüketmesi gerektiğini doktoruna danışarak öğrenmesi gerekiyor.

Muz
Muz, içerdiği potasyum ile vücuttaki ödemleri yok etmeye kararlı bir dostunuzdur. Aynı zamanda vücudun ihtiyacı olan doğal şekerin alınmasını da sağlıyor. Muzun gizli gücü ise, vücudumuzun güzel kokmasına yardımcı olması.

Ananas
Doğal detoks olarak da adlandırabileceğimiz ananası market raflarında her mevsim bulabilmek mümkün. Ananası parçalara bölerek meyve suyu şeklinde de içebilirsiniz.

Yeşil çay
Bitki çayları içinde yeşil çayın yeri ayrı. Ancak bu harika çayı yüksek oranda tüketmemek gerekiyor. Aksi halde kalp çarpıntısına davetiye çıkabilir.

Salatalık
Salatalığın sağlık adına hazırlanan listelerde bulunmadığı şimdiye kadar görülmedi. İçerdiği su miktarıyla günlük su ihtiyacımızı da karşılamaya yardım ediyor; taze olduğunda mideyi rahatlatarak kendini ayrı sevdiriyor.

Yoğurt
Herhangi bir bakkaldan az yağlı yoğurt alabilir, hatta daha da güzeli yoğurdumuzu kendimiz yapabiliriz. Detoks içecekleri ve smoothielerin de vazgeçilmezi yoğurdun prebiyotik etkisi ödemlerden kurtulmaya yardımcı olacaktır.

Su
Bol bol su içmek, ödemlerden ve şişkinliklerden kurtulmanın birinci kuralı. Günlük 1,5 litre ve üzerinde su içmemiz gerekiyor. Ancak art arda tüketilen su vücut için zararlı olabilir. Su içimini güne yaymak en doğrusu seçim olacaktır.

Daha çok süt için hayvanlara işkence ediyorlar!

Medeni(!) Avrupa bir zulme daha imza attı. Hayvanların midesine açılan yapay tünelle hayvanların daha çok süt vermelerine ve daha erken kilo almasına sebep olunuyor. Hayvanın çektiği işkence ise kimsenin umurunda değil.

Avrupa’da geliştirilen bu yöntem ile inek, tosun, koyun, keçi gibi besili hayvanların midesine yapay bir tünel açılarak doğrudan müdahale ediliyor. Hayvana oral olarak yem vermek yerine, hayvanları gütmekle sorumlu kişi bu yemi doğrudan hayvanın midesine yerleştiriyor. Amaç, hayvanın daha kısa sürede beslenme ve ürün verme sürecini tamamlaması.

Bu sayede besili hayvanlar daha hızlı kilo alıyor, daha hızlı ürün veriyor, kısa sürede hayvanın kesilebilir hale gelmesini sağlıyor.

Tabi hayvanların dili yok ki, ne acılar çektiklerinden, midelerine temas eden havanın ve harici bir organın ne büyük acılar verdiğinden, beslenme sürecinin nasıl eziyete dönüştüğünden bahsetsinler…

Bir kaç litre daha fazla süt alabilmek için ineklerin karnında bir pencede açıyorlar. Kanüllü İnekler adı verilen delik açılmış ineklerin midesi düzenli olarak çıplak gözle incelenerek yediğini sindirip sindirmediği belirleniyor. Çiftçiler ineklerinin ne yediğini bu midesine açılan pencere sayesinde görüp test yapabiliyor. Midesinde delik açılan ineklerin gaz çıkarma oranlarının çok azaldığı ve bunun da süt verimini arttırdığı iddia ediliyor.

İneğin karnına açılan 20 santimlik deliklere özel bir tıpa takılıyor. Bu operasyon yaklaşık bir saat sürüyor. İnekler geviş getirirken çiftçiler bu tıpayı açıp elini midesinin içerisine sokabiliyor.

İlk olarak kanül nedir, bundan bahsedelim: kanül, en geniş tanımıyla, herhangi bir hayvanın (insan, inek, kedi, köpek, vs.) vücudunda açılan veya var olan bir kanaldan içeri sokulan tüplere denir. Genellikle bu tüpler aracılığıyla ya bazı sıvılar ve besin maddeleri vücuda verilir ya da çalışılması gereken, bilgi edinilmesi gereken bir bölgeden veri toplanır. İneklerde bu işlem yapıldığında kanüllü inek elde edilir ve bu kanül, ineğin 4 odalı midelerinden en büyüğü olan rumen kısmına doğrudan erişim sağlar.

Hayvan hakları savunucuları bu duruma isyan ederek uygulanan yöntemin zalimce olduğunu açıkladılar..

Muşmula ve bilinmeyen faydaları

Muşmula halk dilinde ‘‘töngel’’ diye adlandırılmaktadır.

Muşmula ağacı klasik ağaçlara benzemez iki-üç metreye kadar uzayabilmektedir. Muşmula ağacı genelde kıraç, kırsal bölgeleri sever. Sert iklimlerde yetişebilen muşmula ağacı gibi, muşmula meyvesi, serttir. Muşmula meyvesi ortalama ceviz büyüklüğünde yetişir, meyvenin dış kısmı biraz kıllıdır.

Muşmula, ülkemizde yaygın olarak Karadeniz bölgesinde bilinir. Muşmula cinsleri bölgeye değişebilir. Bazı bölgelerde kırmızıya çalan renkte olurken bazı kesimlerde açık yeşil renkleri olur. Fakat muşmulanın tadı genelde aynıdır. Kıllımsı muşmula kabuğunun içerisinde beyaz renkte elmanın içini andıran tabaka bulunur, merkezinde ise muşmula çekirdeği vardır.

Karadeniz bölgesinde yaz aylarının sonuna doğru çıkan muşmula meyvesi, yaygın şekilde tüketilir. Muşmula meyvesinden, muşmula turşusu, muşmula çayı yapılır. Aynı zamanda Muşmula kurutularak kış ayalarında da tüketimine devam edilir. Muşmulanın her şeyinden faydalanan karedeniz insanı, muşmula marmelatı yaparak tatlılarda kullanır.

Muşmulanın Sağlığa Faydaları

Muşmulanın gaz giderici olarak da faydalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Turan Karadeniz:

“Muşmula meyvesi böbrek hastalıklarına da iyi gelmekte, gaz giderici olarakta faydası bulunmaktadır. Mideyi kuvvetlendirir, sinirleri de aynı zamanda güçlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Meyvesi kadar yaprakları ve çekirdekleri de çok faydalı. Çekirdeği böbrek taşlarının düşürülmesinde faydalı. Yine yaprağı kaynatılarak içilirse şeker hastalığına da iyi gelmektedir. Vatandaşlarımıza bu meyveyi bol bol tüketmelerini tavsiye ediyoruz.” dedi.

Sindirim Sistemine Faydaları: Muşmulanın faydası arasında ilk gösterilecek özelliği sindirim sistemine faydalarıdır. Muşmula bağırsak hareketlerini arttırırarak sindirimsistemine katkıda bulunur. Bol miktarda C vitamini içeren muşmula sindirim sistemi organlarının sağlığını korur.

Böbreklere İyi Gelir: Muşmula yaprağı kaynatılarak içildiğinde böbrek taşlarının oluşmasını engelleyebilir. Böbrek sorunları yaşayan kişilerde farklı sonuçlar verebilidğinden böbrek hastalarının bu durumu doktorlarına danışmalarını öneririz. Bazı sağlık uzmanları muşmulanın maydonoz kökleriyle iyice öğütülerek tükteilmesinin böbrek taşlarını düşürebileceğini savunmaktadır.

İltihabı Giderir: Bağırsaklarda meydana gelen iltihaba karşı muşmula faydalıdır, düzenli olarak muşmula çayı yüketmek bağırsakları değişik enfeksiyon hastalıklarından korumaya yardımcı olabilir.

Kan Dolaşımı: Muşmula kan dolaşımını hızlandırarak metabolizmanın artmasını sağlayabilir. Böylece vücudun toksinlerden temizlenmesine yardımcı olabilmektedir.

Sinir Sistemine Faydalıdır: Düzenli olarak muşmula tüketimi, merkezi sinir sistemine iyi gelir. Kan dolaşımını hızlandırdığından dolayı beynin daha düzenli oksijen almasına yardımcı olur. Böylece zihin üzerinde olumlu etkiler sağlar.

Zayıflamaya Faydaları: Muşmula zayıflamaya iyi gelir. Bağırsak hareketlerini arttırarak zayıflamaya engel olan unsurların ortadan kalkmasını sağlar. Bu özelliğinden dolayı muşmula hoşafı tüketimi kilo vermek isteyenler tarafından yaygın olarak tüketilir. Muşmula hoşafı, boşaltım sisteminin hareketlerini arttırırken su içerdiğinden dolayı bünyenin su kaybını  önler.

Enerji Deposu: Muşmula hastalıklara faydaları yanında Anadoluda yaygı birşekilde yemeklerde enerji sağlaması için kullanılır. Muşmula tatlısı, muşmula turşusu ve aynı şekilde kuru muşmula yıl boyunca tüketilir. Bunun nedeni muşmulanın enerji verici özelliğinin olmasıdır. Sabahları güne muşmula ürünleri ile başlamak stresi azaltır, direnci arttırır.

Muşmula Çekirdeği: Muşmula çekirdeği sindirim sistemine faydalıdır. Bunun yanında etkili idrar söktürücü olan muşmula çekirdeği idrar yolu enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılmaktadır.

 


Muşmulanın Zararları

  • Aşırı miktarda muşmula tüketmek sindirim sistemini olumsuz etkiler. Şişikinlik, kusma, hazımsızlık gibi zararları olabilir.
  • Etkili idrar sökürücü olan muşmuşa çekirdeğini aşırı tüketmek su kaynına neden olur.

Önemli Uyarı: Hamilelik döneminde muşmula tüketimi hakkında farklı görüşler vardır. Bazı kaynaklar muşmula tüketiminin gebelik dönminde düşük yapmayı engellediğini savunurken, bazı kaynaklar ise muşmulanın düşüğe neden olduğunu yazmaktadır. Bu yüzden en doğrusu doktorunuza danışmak veya güvenli tarafta kalmak için gebelik döneminde muşmuladan uzak durmak.

Turpun faydaları

Kara turp, kirmizi turp, siyah turp… Turp yüksek oranda potasyum barındırıyor. Liften zengin, sindirimi kolaylaştırıyor. Kabızlığa da iyi geliyor.

* Karaciğere çok faydalı bir besin olan turp tam bir karaciğer dostudur. Karaciğeri kuvvetlendirir ve şişliğini indirir. Sarılığa karşı da faydalıdır. Böbrek kumlarını ve safra taşlarını dökmeye yardımcı olur. Romatizma ve siyatikte faydalıdır.

* Astım ve bronşit gibi solunum yolu hastalıklarına iyi gelir. Öksürüğü keser. İdrar söktürür ve kabızlığı giderir. Uyarıcıdır. İştah açar. Mikrop öldürücüdür.

* Vücudu ve dişetlerini kuvvetlendirir. Kalp ve damar sağlığına faydalı olmasının yanında kansere karşı da koruyucu etkilere sahiptir. Şeker hastalarına da faydalıdır. Turp cilt bakımı için de yararlıdır. Cilde tazelik, saçlara ise parlaklık verir. Sivilce ve egzamayı geçirmeye yardımcı olur.

* Bağışıklığı güçlendiriyor. Anne sütünü de arttırdığı biliniyor. Soğuk algınlığı sırasında vücudu destekleyici bir yapısı var.

* Öksürüğe karşı siyah turp bal kürü ise annelerin sıkça tavsiye ettiği bir besin. Turpun ortasından bir delik açıp üzerine biraz bal koyun ve gece boyunca balın kara turp içinden akıp altına koyduğunuz bir tabağa dökülmesini bekleyin. Ertesi gün bunu 1 yaş üstü bebekler için öksürüğe karşı kullanabilirsiniz.

Turpun Diğer Faydaları:

Nefesi tazeler, ağız kokusunu önler, kan dolaşımını hızlandırır, kabızlığa iyi gelir, sivrisinek ısırığına sürüldüğünde kaşıntıyı ve şişliği alır, ateş düşürücüdür, kan dolaşımını artırır, güçlü bir antioksidandır, ciltte görülen yaşlanmanın etkilerini geciktirir, bağışıklık sistemini güçlendirir, oksidatif stresi azaltarak kansere ve kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar.

Hazımsızlık için çay

hazımsızlık çayı
hazımsızlık

Kış aylarında sıklıkla rastlanan hazımsızlıktan evde hazırlayacağınız çayla kurtulabilirsiniz…

Hazımsızlık için çay tarifi

* Yarım tatlı kaşığı taze kıyılmış zencefil kökü
* Yarım tatlı kaşığı rezene tohumu
* Yarım tatlı kaşığı kuru nane
* 250 ml su

Hazırlanışı:
Zencefil ve rezeneyi suda 5 dakika kadar kaynatın. Ateşten aldıktan sonra naneyi ilave edin. Kapağını kapatıp 10 dakika daha demlendirin ve süzün. Süzdükten Sonra arzu ederseniz balla tatlandırarak sıcak için. Rezene tohumu, zencefil ve nane sindirim sürecine destek olur.

Reçel yapmanın püf noktaları

Lezzetli reçeller yapabilmeniz için bilmeniz gereken bazı püf noktaları var.

Kahvaltı sofralarının vazgeçilmez tadı reçel olmadan sofralar eksik kalır. Kıvamı, tadı, hatta görünüşü ile enfes bir kahvaltı sofrası için lezzetli reçeller yapabilirsiniz.

Lezzetli reçeller yapabilmeniz için bilmeniz gereken bazı püf noktaları var:

  • Dibinin tutmaması için reçeli kaynattığınız kabın içine cam bilye atın.
  • Kabarmamamsı için kaba bir miktar tereyağı koyun ve reçeli tahta kaşıkla karıştırın.
  • Kıvamını anlamak için suya birkaç damla reçel damlatın. Eğer dağılmazsa kıvamı yerindedir.
  • Kayısı, şeftali gibi tatlı meyvelere az; vişne, erik gibi ekşi meyvelere daha çok şeker koymalısınız.
  • Bazı reçellerde kullanılacak vanilya, tencere ateşten indirileceği zaman, pişen meyveye katılır. Ardından tencerenin kapağı kapatılıp soğumaya bırakılır.
  • Kışa saklanacak reçellerin şekerlenmemesi için içine limon ya da limon tuzu katılmalıdır. Böylece şekeri kestirebilirsiniz.
  • Reçeli yapılacak meyveler çürük olmamalıdır.
  • Mümkün olduğunca taze ve olgun meyveler seçilmelidir.
  • Pişirilirken reçel tahta kaşıkla ve hep aynı yönde karıştırılmalıdır. Aksi taktirde reçel geç kıvama gelir ve sulanır.
  • Reçelin üstünde oluşan köpük, kıvamı olduktan sonra, sıcak suya batırılmış metal süzgeçle alınmalıdır.
  • Yaptığınız reçeli sıcak ve iyi kurulanmış cam kavanozlara ağzına kadar doldurmalısınız. Üstünü bir kağıtla hava almayacak şekilde örtmelisiniz.
  • Kavanozların kapakları reçel a sıcakken ya da soğuduktan sonra kapatılmalıdır.
  • Kavanozlar ışık görmeyen, çok sıcak olmayan, ferah yerlerde saklanmalıdır.
  • İşte enfes reçelleriniz kahvaltı sofralarınız için hazır. Afiyet olsun.

Kaynak: Pembenar

Ceviz Kürü İle İstenmeyen Tüylere Son!

İstenmeyen Tüylere Ceviz Kürü ile elveda…

İstenmeyen tüyler kadın erkek hepimizin ortak problemi. Ağda ve epilasyon bu tüylerin çözümü için oldukça acılı yöntemlerdir ve eminim herkes acısız bir şekilde ve tamamen bu sorundan kurtulmak ister. Size tarifini verdiğimiz bu ceviz kürü ile sadece birkaç ayda hem yüz hem de vücuttaki tüylerinizden sonsuza kadar kurtulabilirsiniz.

Malzemeler :
Ceviz kabuğu, su ve gazlı bez

Uygulanışı :
Öncelikle 1 avuç dolusu ceviz kabuğunu kırıp yakıyoruz ve bu işlemi kabuklar kül olana dek sürdürüyoruz.
Daha sonra bu külleri suya atarak 12 saat suda bekletiyoruz.
12 saatin sonunda gazlı bezi bu karışıma batırıp emmesini sağlıyoruz.
Gazlı bezi kurtulmak istediğimiz tüylü bölgede 30 dakika bekletiyoruz.
Bu uygulamayı bir süre her gün uyguluyoruz ve birkaç hafta sonra tüylerin tamamen yok olduğuna şahit oluyoruz.

Kaynak: Kadinlarkulubu.com

Varis tedavisinde yeni yöntem “zamk”

Prof. Dr. Kürşat Bozkurt, son 2 yılda varis tedavisinde mucize tedavinin “zamk” olduğunu açıkladı. Anestezi vermeden, dikiş atmadan yapılan işlem 10 dakika sürüyor.

ABD’de başarılı sonuçlar veren “zamk” yöntemiyle varis tedavisinin Türkiye’de de son iki yıldır uygulandığı ve başarı oranının yüzde 98 olduğu belirtildi. Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Kürşat Bozkurt, Antalya’da düzenlenen “17. Ulusal Vasküler ve Endovasküler Cerrahi Kongresi ve 8. Ulusal Fleboloji Kongresi”nde, varis tedavisindeki son yenilikler hakkında bilgi verdi.

AMELİYATSIZ VARİS TEDAVİSİ 10 YILDIR YAPILIYOR 

Ameliyatsız varis tedavisinin yaklaşık 10 yıl önce ilk kez lazerle başladığını anlatan Bozkurt, incecik bir telle girilen damarın, kasıktan itibaren lazer veya radyofrekans yöntemiyle yok edildiğini söyledi.

Bu yöntemlerin Türkiye’de 10 yıl boyunca varis tedavisinde başarıyla uygulandığını ifade eden Bozkurt, tedavide “son iki yılın mucizesinin ise zamk yöntemi olduğunu” dile getirdi.

“ACISIZ VE 10 DAKİKALIK İŞLEM”

Hastaların artık öğle arası tatilinde dahi varis tedavisine geldiğini belirten Bozkurt, zamk yöntemiyle ilgili şu bilgileri verdi:

“Zamk, yani yapıştırıcı. Burada yaptığımız mantık olarak yine aynı. İncecik bir telle damarın içinden kasığa kadar giriyoruz. Daha sonra, aslında Japon yapıştırıcısıyla aynı kökenden gelen bir kimyasalı, yani Japon yapıştırıcısının tıbbi kullanım için üretilenini, damarın içine bir tabancayla veriyoruz. Yukarıdan da bastırıyoruz. Böylece damarı içeriden kapatıyoruz. Toplam iş 10 dakika sürüyor. Hastaya anestezi vermiyorsunuz, narkoz yok, dikiş atmıyorsunuz. Hasta yürüyerek geliyor ve yürüyerek gidiyor.”

SADECE 10 GÜN VARİS ÇORABI GİYİLİYOR

Lazer işleminden sonra hastaya “10 gün varis çorabı giymesini” önerdiklerini anlatan Bozkurt, “Zamk yönteminde ise varis çorabına da gerek yok. Yeni ama yeteri kanıtı olacak kadar da eski bir yöntem. Türkiye’de iki yıldır yapılıyor, geç dönem sonuçlarını elde etmeye başladık. Rahatlıkla tüm hastalarımıza tavsiye edebileceğimiz bir yöntem haline geldi” dedi.

Bozkurt, Türk hekimlerinin yöntemi büyük başarıyla uyguladığını vurguladı.

“HASTALARIN YÜZDE 90’INDA UYGULANABİLİYOR”

Zamk yönteminin, toplardamarının çapı 2 santimetreye kadar olan her hastada rahatlıkla uygulandığına işaret eden Bozkurt, bunun üzerindeki çaplarda yeteri kadar kanıt bulunmadığından yöntemi kullanmadıklarını söyledi.

Bozkurt, “Ancak zaten çapı 2 santimetreye kadar olanlar, toplam varislerin yüzde 90’ı civarında. O yüzden pratik olarak şunu söyleyebiliriz, Türkiye’de varisli hastaların yüzde 90’ını, bu şekilde rahatlıkla tedavi ediyoruz” diye konuştu.

8 BİN HASTADA DENENDİ BAŞARI ORANI YÜZDE 98

Prof. Dr. Bozkurt, zamk yönteminin şu ana kadar Türkiye’de 8 bin hastada denendiğini, acının sıfır, başarı oranının ise yüzde 98 olduğunu kaydetti.

Yöntemde kullanılan tıbbi ürüne değinen Bozkurt, “Bu yalnızca varis tedavisinde kullanılan bir zamk değil. 40 yıldır dünyada beyindeki balonlaşmalarda kullanılan bir malzeme. Ayrıca cilt kesilerinden sonra, dikiş atmadan kesiyi kapatma amacıyla kullanılıyor. Yeni olan, bu malzemenin varis tedavisinde kullanılabilir hale gelmesi” dedi.

Kaynak: hurriyet.com.tr

Sucuktaki bakteriyi yok eden bitkiler belirlendi

Yrd. Doç. Dr. Recep Kara, kekik, nane ve ısırgan otunun, sucukta bulunan ve insanlarda ölümcül hastalıklara neden olabilen “Listeria monocytogenes” adlı bakteriyi yok ettiğini belirledi.

Kara, yürüttüğü çalışmaya ilişkin, sucuğun Türkiye’de et ürünleri içerisinde en fazla tüketilen popüler bir fermente (mayalanma) gıda ürünü olduğunu söyledi.

Sucuğun, üretiminde hijyenik şartlara uyulmadığında insanlar için zararlı, hastalık yapıcı bakteriler içerebildiğini ifade eden Kara, şöyle konuştu:

“Listeria monocytogenes, genel olarak et ve et ürünleri ile bulaşabilen halk sağlığı açısından önemli bir mikroorganizmadır (Mikroskopla görülebilen canlı). Bu bakteri sucuk üretiminde kullanılan etten, üretim esnasında çevreden, personelden, alet ve ekipmandan ürüne bulaşabilir. Bu bakterinin et ve et ürünlerinden uzaklaştırılması oldukça güçtür. Düşük pH (bir çözeltinin asitlik veya bazlık derecesini tarif eden ölçü birimi) değerlerine ve yüksek tuz oranlarına karşı dayanıklıdır. Ayrıca düşük sıcaklıklarda çoğalabildiği için soğutulan ve soğukta muhafaza edilen gıdalar bu bakteri için uygun bir ortamdır.”

Kara, “Listeria monocytogenes’in dünya genelinde yapılan çalışmalarda fermente sucuklarda yüzde 3-28, Türkiye’de yapılan çalışmalarda ise yüzde 3-11 seviyelerinde tespit edildiğini belirterek, “Enfeksiyona karşı, bağışıklık sistemi zayıf olanlar, yaşlılar ve çocuklar risk grubundadır. Sanayileşmiş ülkelerde gıda kaynaklı ölümlerin en önemli sebepleri arasındadır. Hastalık hafif seyirli ateş, baş ağrısı, ishal ve bulantı oluşumundan, sinir sitemini etkileyen menenjit (beyin zarı iltihabı), septisemi (kan zehirlenmesi) ve pnömoniye (zatürre) kadar değişen rahatsızlıklara neden olmaktadır” ifadelerini kullandı.

“DOĞAL KATKI MADDELERİNE YÖNELİM VAR”

Üreticilerin, özellikle son zamanlarda, mikroorganizmaları yok etmek, çoğalma veya faaliyetlerini önlemek için bazı kimyasal maddeler (antimikrobiyal) ile koruyucu katkı maddeleri kullanmaya yöneldiğini dile getiren Kara, doğal olmayan katkı maddelerinin sağlığa zararlı etkileri olabileceği için bunların kullanıldığı ürünlere halk tarafından şüpheyle yaklaşıldığını söyledi.

Kara, bu nedenle özellikle bitkisel, doğal katkı maddelerine yönelim olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

“Sucuk Üretiminde Bazı Bitkilerin Listeria Monocytogenes Üzerine Etkilerinin Araştırılması’ başlıklı çalışmamızda, antimikrobiyal etkiliği bilinen halk tarafında da farklı amaçlar için kullanılan bazı bitkilerin sucuk üretiminde Listeria monocytogenes üzerine etkisi ile tat ve aroma açısından sucuk üretiminde kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu amaçla yapılan çalışmada, kurutulmuş nane, kekik ve ısırgan otu, farklı oranlarda sucuk içeriğine ilave edilmiştir. Her seviyede ilave edilen kekiğin hastalık yapıcı bir bakteri olan Listeria monocytogenesi yok ettiği, nane ve ısırgan otunun ise az da olsa etki gösterdiği tespit edilmiştir. Ancak her üç bitkinin de yüksek seviyelerinde Listeria monocytogenes üremesini engellemede etkisinin olmasına rağmen, yapılan duyusal analizlerde, yüksek oranlarda kullanımının ürünün karakteristik özelliklerini olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Sonuç olarak, sucukta hem ‘Listeria monocytogenes’ gibi önemli bir zararlı bakterinin gelişimini engellemek hem de farklı tat ve aromaya sahip ürün elde edebilmek için ürünün karakteristik özelliğini önemli ölçüde etkilemeyecek düşük yoğunluklarda toz halde kekik, nane ve ısırgan otunun kullanılabileceğini ortaya koymuş olduk.”

Kara, bu çalışmadan hareketle aromatik bitkilerin gıda ek maddesi olarak et ürünlerinde, özellikle sucuk üretiminde kullanılmasının, farklı lezzete sahip alternatif ürünler geliştirilmesine de imkan sağlayacağını sözlerine ekledi.

Kaynak: http://www.yenisafak.com/hayat/sucuktaki-bakteriyi-yok-eden-bitkiler-belirlendi-2333536